Bisiklet ve Doğa Tutkunu
O bir Doğa aşığı; o bir Öğretmen ; o bir Gezgin; o bir Bisiklet tutkunu
İlçemize birçok kültürel katkı yapmış, kitaplar yazmış, konferanslar düzenlemiş ve nice gençlere ilham kaynağı olmuş Tarihçi Yazar merhum Kurulay Yılmaz’ın üç çocuğundan biri olan Levent Yılmaz’ın sıra dışı ve bir o kadar da keyifli hobisini taşımak istedik sayfalarımıza.
Levent Yılmaz bir Öğretmen. Öğrencilerini en güzel bir şekilde yetiştirdiği mesai zamanlarından arta kalan vakitlerinde kendini doğanın kucağına bırakan bir gezgin aynı zamanda.
Sosyal Medyadan bu güzel gezilerini paylaşan Levent Yılmaz İlimiz genelinde yakın bölgelerde bulunan dağlara, yaylalara ve göletlere Bisikleti ile gidiyor. Bazen yalnız, bazen gurup halinde yapılan bu Bisiklet Turları rakımı iki bin metreye varan dağlarda, konaklamalarla, kamplarla gerçekleşiyor. Hem Bisiklet Sporu, hem yürüyüş hem de kano sporu yapan Levent Yılmaz doğada ve dağlarda mutlu. Sevgili Öğretmenimizin bir gezisinin anekdot ve izlenimlerini gazetemiz için derlemesini istedik. İşte bizim için Levent Yılmaz’ın anı yazısı;
11 temmuz 2023 sabahı akşamdan hazırlanan kıyafetler giyilir, yiyecekler heybelere yerleştirilir. Çobanların erzaklarını koydukları eşek heybelerine benzer bisiklet heybeleri… Evden usulca çıkılır, apartmanda gürültü yapılmaz; çok erkendir henüz. Heybeler bisiklete yüklenir, son kontroller yapılır, apartmandan çıkılır. Yaz olmasına rağmen henüz sabah serinliği geçmemiştir. Temmuz sıcaklarında bu saatlerde özlenen serin havalar ile hasret giderilir. Geçerken fırından simit alınıp heybeye atılır. Saraycık caddesinde demiryolu geçilir geçilmez sağa sapılır. Köfteci Yusuf’tan Bozüyük İnegöl yoluna bağlanılır. Çaydere sapağına varmadan ikinci kat kıyafet çıkarılır. Saat biraz daha ilerlemiş, pedallar çevrilirken nabız artmış, vücut ısınmaya başlamış, dakikalar geçmiş, güneşin etkisi hissedilmeye başlanmıştır. Araç gürültüleri eşliğinde Muratdere köyüne varılır ve kahvehanenin bahçesine oturulur.
Kahveci İsmail Abi ile tanışalı çok olmuştur. İsmail Abi Muratdere köyünde doğmuş, büyümüş; yörenin ormanlarını, dağlarını iyi bilir. Getirdiği taze çayı ile hoş sohbetini ikram eder. Önceki turlarında görüp ilgini çeken yolları sorarsın. Onun gibi yöre insanları ile konuşa konuşa öğrenirsin hangi yol hangi yaylaya, hangi köye çıkar. Hangi yaylanın, hangi taşın, hangi derenin adı nedir? Sora sora öğrenirsin. “Bugün yolculuk nereye?” der İsmail Abi. Anlatırsın nerelere gitmek istediğini. Kesin değildir ama bisiklet bu; bazen rüzgar karşıdan eser , lastik patlar, zaman kaybeder, aklındakini yapamazsın. Bir çay daha içer, vedalaşıp çıkarsın tekrar yola.
Muratdere’yi beş yüz metre geçersin özgürlük orada başlar. Artık asfalttan içeri girmişsindir. Toprak yolda sürmeye başlamışsındır. Asfalt nasıl konfor ise araçlar için, trafiği olmayan orman yolları da doğa sever bisikletliler için konfordur. Orman deposuna varır sola dönersin. Başlarsın Atatürk Köşkü’ne doğru tırmanmaya. Artık yavaşlık başlar. Yürümekten çok az hızlı hatta zaman zaman yürüme hızında pedallamaya devam edersin. Bir kilometre sonra kuş, rüzgar sesinden başka ses duymazsın. Bazen bir hışırtı duyarsın, ormanın içinde bir hareket hissedersin, bir ürperme alır istemsiz. Yaz-bahar- kış gezdiğin için çamurda, karda; hayvan izleri ile karşılaşırsın. İzlerin yoğunluğuna göre nerede hangi hayvan ile karşılaşabileceğini tahmin edersin. Karşılaşacağını düşündüğün mevkilerde gürültü yaparsın. Bazen tahminler tutmaz karşılaşırsın. Tilki , çakal, tavşan ,domuz , kızıl geyik ve ayı ile karşılaşmalarında istisnasız hepsi kaçmışlardır bugüne kadar. Bunları düşünürken yolu yarılarsın. Yolun yarısında aşağıda Darkaya karşında Yirce Dağları manzarası…
İkinci kat kıyafetini tekrar giyersin, giymezsen rampa çıkarken terden ıslanan kıyafet hasta eder. Manzaraya karşı oturup çıkarırsın kahvaltılıkları; termostan bir bardak sıcak su, sallama çay, bir parça peynir , birkaç zeytin, fırından aldığın simit. Bisikletle bu kadar yol yaptığın içinde, o güzelim manzaraya karşı oturduğun içinde bir başkadır o sallama çayın , simitin , peynir, zeytinin tadı. Bundan birkaç yıl önce bihaberdin bu keyiften, bu manzaradan. İsmail Abiyi tanımazdın, hatta Muratderede kahve olduğunu bile bilmezdin defalarca geçmene rağmen. Bunların hepsi “Bisiklet İle Gelen” dir sana. Kahvaltın biter, çok da yiyemezsin zaten, şişerse mide çıkılamaz o dağlara bilirsin.
Yirce Dağlarını , Muratdere Ormanlarını seyrede seyrede çevirirsin pedalları. Sessizliği dinlersin.
Atatürk Orman Köşküne varırsın. Köşke bisikletten önce birkaç sefer çıkmışsındır. Bisiklete başladığından beri ayda dört sefer geldiğin olmuştur. Baban gelir aklına; “Köşkün bulunduğu mevki köşk yapılmadan önce Ayı Alan diye anılırmış. Atatürk Köşkü inşa edilip Atatürk köşke geldikten sonra Gül Alan diye anılmaya başlamış.” diye anlatırdı. Köşke bir bakış atıp Sofular Yaylasına devam edersin. Birkaç kere bağırırsın ki varsa yol üzerinde hayvan geldiğini bilsin. İyice yoğunlaşır göknar kokusu. Gözlerini kapatır, burnundan derin nefesler alırsın. Bu koku da “Bisiklet İle Gelen” dir sana. Sofular Yaylasına varırsın, eksilen suları doldurursun, önünde iki kilometrelik Kömürsu Yaylası rampası vardır. İki kilometre bisiklet için çok azdır aslında ama o eğim indirir benim diyen bisikletçiyi bisikletinden. Nabzın bazen kulaklarında atar, terden ıslanır kıyafetin, yaylaların serin yeli yardımına yetişir. Kömürsu Yaylasına yukardan bakarsın rampa bitince.
Rampa bitince geldim sayarsın Kömürsu Yaylası’na kalan kısmı iniştir. İnerken frene basarsın, keyfini çıkarırsın manzaranın. Dalakkaydıran pınarına kadar inersin neredeyse hiç pedal çevirmeden. Oradan başlar yine rampa Çiçekli Yayla’ya giden yolda. Solda akan dere manzarasının keyfini çıkarırsın.
İstesende hızlı geçemezsin , sindire sindire gidersin bisiklet ile. Derken varırsın Çiçekli Yaylaya. En Güzel hali ile karşılar seni Çiçekli Yayla.
Her taraf Sarı Afat (Sarı Gentiyan – Gentiyana Lutea) ile doludur. Türkiyede Sarı Gentiyanın en yoğun bulunduğu bölge , başka da bir yerde bu kadar çok bulunmaz.
Acısudan tazelersin suları, bisikletini bırakır yürümeye başlarsın.
On dakika sonra Bilecik ilinin en yüksek noktası olan Kala Zirveye(1905m) varırsın; bir tarafında Bozüyük ormanları bir tarafında Domaniç dağ ve ormanları bir diğer tarafında ise Uludağ… Hepsi “Bisiklet İle Gelen” dir sana.
Termosundan bir bardak sıcak su doldurur bir kahve yaparsın kendine bu manzarada keyifle içersin kahveni .
