450 Yıl önce Bozüyük
Zaman zaman siyaset gündeminden sıkılanlar için Nostaljik tarihi haberler yapmaya gayret ediyoruz.Bozüyük Tarihine ışık tutmaya çalıştığımız bu haberlerde özellikle gençlerin ilçemizin tarihi hakkında,geçmiş yaşanmışlıklar ve Bozüyük’ün yüz yıllar önceki hali ve durumu hakkında bilgi sahibi olmalarını amaçlıyoruz.
İşte onlardan bir tanesi…
1555 yılında Bozüyük’e uğrayan Avrupalı Seyyah Hans Dernschwam’ın yaklaşık 450 yıl önce Bozüyük gözlemlerini anlattığı kitabından alınan ilçemiz ile ilgili bölüm;
“19 Mart 1555 salı sabahı Pazarcık’tan Bozüyük’e doğru yola çıktık.Saat 11’e doğru bu şehire vardık.3 millik bir yol burada geceledik.Boz gri renksiz demektir,hüyük ise tepe höyük anlamına geliyor.Bu adın,etrafında boz gri tepe ve kayalıklardan oluşmasından dolayı verildiği anlaşılıyor.Pazarcık’tan biraz sonra küçük bir köprüden geçtik,daha sonra dağın eteğinde 3 küçük pınar gördük.Sağ tarafta yolun kenarında bir kuyu vardı,sonra küçük bir köprü ve dağın eteğinde küçük bir pınar daha gördük.Bundan sonra dağlar darlaşıp bir boğaz halini aldı.Güzel dar bir vadi’den geçtik.Etraf pek yüksek değildi,yol yükselip alçalıyor taşlı fakat iyi bir yol,toprak da iyi.Bu arada 2 defa oldukça büyük ve dağdan aşağıya akıp inen bir su üzerinden geçtik.Bize doğru akan bir su daha vardı.Sağ tarafta bir çeşme gördük, çeşmeden az bir parmak kalınlığında su akıyordu.Biraz ilerlediğimizde vadi genişledi ve etrafta tarlalar,fundalıklar ve meralar gözüktü.Yolun sol tarafında 15 kadar küçük kulübeler de dilenci kılıklı fakir kimseler gördük,bunların az miktarda koyunları vardı.Biraz da tarla ve otlaklara sahiptiler.Bu vadi ile dağ arasındaki bölge güzel bir yermiş herhalde.Ormanlar küçüklü büyüklü meşe ağaçları ile dolu,ayrıca başka ağaçlar ve çamlarda görülüyor.Yukarıda sözünü ettiğimiz dağdaki derede ne alabalık ne de başka balık var.Zaten Türk’ler balık tutmasını da bilmiyorlar.Tahıl taşıyan pek çok katır ve deveye rastladık.Bursa’ya giden kağnı arabaları da bütün gün yolu işgal ettiler.Bozüyük vadi’de üzüm bağları arasında güzel bir yerde.Bu bağlar etraftaki alçak tepelere doğru uzanıyor.Şehire girmeden Budin’dekinden daha yüksek bir dağ var.Bunun üzerinde yüksekte tepe kısmı çepeçevre kuşatılmış bir çıplak kaya bütün heybetiyle duruyor.Öyle ki,uzaktan bu yüksek tepe sanki bir duvarla çevrilmiş gibi görünüyor.Sol tarafta yolun başında 13 ayak uzunluğunda bembeyaz cilalı güzel bir mermer sütun duruyor.Burada kazı yapılmış,yanı başında bir kulübe var aşağı yukarı 6 yıl önce burası kazılarak eski taşlar çıkarılmış.Vaktiyle burada bir şehir varmış.Bir de Çeşme bulunmuş,çeşmenin boruları varmış fakat su bulunamamış.Şehrin sol tarafında büyük bir Kervansaray görünüyor.Burası önce haydutlara karşı yolcuların korunması için yapılmış.Biz şehirde caminin yanında konakladık.Burada da karşımızda üzeri kurşun kaplı bir Kervansaray gördük …..bacası,içinde de 4 tane 4 köşeli direği var.Bina bu direkler üzerine oturtulmuş.Kervansaraya birçok at konabilir.Camiyi 30 yıl evvel Hasan paşa(Kasım Paşa) yaptırmış.Caminin yanında iki tane imaret var burada yolculara çorba ve içinde et bulunan pilav veriliyor.Kervansaray bütün yıl çalışıyor hiç boş kalmıyor.Elçilere çorba pilav ve et ikram edildi.İmaretin mutfaklarından bu şehirde oturacalardan isteyenlere günde 2 defa etle çorba dağıtılıyor.Aslında burada oturanların çoğu zaten fakir hiçbir şeyleri yok.Eşkıya yüzünden vakti ile buralarda kimse barınamazmış.Ancak Hasan paşa(Kasım Paşa)Camii Kervansarayı ve imarethane yi yaptırmak suretiyle halkı buraya toplanmış.Buraya ilk gelenler hoca takımı ile işsiz güçsüz tembel kimseler. Yukarıda sözü edilen dağdan akşama doğru geçtik.Oldukça yüksek,dağın tepesi aslında tamamen yıpranmış,boz ve kırmızımsı büyük bir kayadan ibaret.Tam tepesinden aşağıya doğru gittikçe dikleşerek inen iki çukur görülmekte.(Resim 1)Şimdi bu çukurların tabanları molozlarla dolmuş vaziyette.Üç metre derinliğinde ve dokuz adım genişliğinde.Çukurlar vakti ile sarnıç olarak açılmış.Sarp yamaçlardan çıkarak eşeklerle sarnıç’tan aşağıya su taşırlarmış.Tepenin üstünde hiçbir bina görünmüyor.Bu sarp yerler Osmanlılar Anadolu’ya ve oradan bu havaleye geldikleri sıralarda eşkıyaya sığınaklık ederlenmiş.Şimdi bulunduğumuz bu şehire yakın bir yerde,dağın eteğinde eskiden büyük bir şehir varmış.Bu şehir vakti ile yolun iki tarafında kurulmuş.Altı yıl önce yapılan kazılarda çıkarılan taşlar,sütunlar, kaideler bu eski şehrin kalıntıları imiş.Kazı yapılan yerin hemen yakınında derin bir çukurda su var.Çukur pek büyük değil,insan üzerinden atlayabilir.Bu birikinti suda yengeç ve kaya balığı gördük.Türkler balık avlamasını bilmiyor,bu iş için ellerinde gereç de yok.Ama belki de yengeç ve balık tutmayı denemiş olabilirler.Dağdan aşağıya doğru bakınca güzel bir vadi’yi görünüyor.Fakat şimdi bakımsız kalmış,yabanlaşmış.Ekilip dikilen kısmı çok az.Şimdiki Şehir ise bir çok kulübe ve basit binalar’dan ibaret.Öyle ki,insan buraları görmek istese kapılardan zor sığar. Hatta bazı evler çukurların üzeri örtülerek yapılmış gibi.Yukarıda sözünü ettiğimiz Cami Kervansaray ve İmaretler yapılıp da halka yemek verilmese,burada bir köy bile kurulmazdı. Ama hiç kimse çalışmak istemediği için yemeğe gelmiş olabilirler.Camii,misafirhaneler, hocalar için odalar ve imarethane kısmıyla birlikte ve hepsi bir arada güzel bir tesis.Caminin önündeki avluda yuvarlak mermerden yapılmış yüksek bir şadırvan var.Türkler Camiye girmeden önce burada yıkanıyorlar(abdest alıyorlar) bu şöyle,dıştan biri yıkanma ama onlar içtende temizlediklerini sanıyorlar.Caminin önünde yolun kenarında halka mahsus alelade bir çeşme ve hayvan sulama yeri gördük.Çeşmenin beyaz mermerden bir yalağı var,bu yalak taşı eski bir grek yapısından alınıp buraya getirilmiş.Mermer yalak 8 karış derinliğinde ve 8 karış genişliğinde,haç şeklinde oyulmuş ve iç kısmında 4 tarafta dibe doğru inen ikişer basamak var.Basamaklar bir insanın oturabileceği kadar geniş.Zeminde aynı şekilde bu yalağın vaktiyle ne maksatla kullanıldığını bilen yok.Kanaatimce bu mermer yalak vakti ile bir kadının içinde yıkanması için bir hamamda bulunmaktaydı.Kadın sıcak suda istediği şekilde alçakta ve yüksekte,küvette veya vaftiz taşında oturuyormuş gibi oturabilmekteydi.Bunun bir benzerini İstanbul’da sarayın avlusunda görmüştüm.Taş aşağı yukarı şu şekilde(Resim 2) Dün olduğu gibi bu akşamda bir Rum köy’ünden şarap getirildi.Burada yanımıza Viyanalı bir Alman geldi,adı Augistin Poschinger olan bu Almanın babası Viyana sarayı’nın kapısı önünde yağcılık yaparmış.Onun adıda Leo Poschinger imiş.Budin’de Prens Ladislaus’un hizmetkârı imiş.Mohaç seferi’nden sonra Budin’de Türk’lere esir düşmüş.Şimdi tam esir değil, pek az bir para karşılığında,yılda 100 akçeye çalışıyor.Bir lokma bir hırka,aptalın biri Türkçeyi az biliyor,evlenmemiş.Türkl’ere düşman,tam Hürriyetini elde etmek için Türkiye’den kaçmak istese dahi kendisini yakalayan yeni efendisi onu derhal başka birine esir olarak satıverir. Yukarıda sözünü ettiğimiz köy ve kasabanın önündeki sütunun karşısında,yığma,üzeri yeşil otlarla örtülü bir höyük var.Bütün gün tahıl taşıyan deve eşeklere rastladık.Bunların arasında 4 eşek’te kökleri ile sökülmüş küçük armut fidanları yüklüydü.Fidanların uzunluğu bir Viyana arşını kadar vardı.Bir eşek bu fidanların 2 bağını taşıyabiliyor.Fidanları Bursa’ya götürüyorlar, orada pazarda satıyorlarmış.Fidanlar dikildikten 3-4 yıl sonra büyüyünce İstanbul’a götürerek orada 6 veya daha fazla akçeye satılırmış. Bozüyük’te çok lezzetli ekmek bulduk.Çifti bir akçe idi.Burada bir Alman gördük Viyana civarında esir düşmüş adı Hans Von Der Haydt. Prug’ta tenekecilik veya saç kaplama işleri yaparmış.Halen esir ve fakir bir memur.Kendisi evli karısı ve çocukları var bir Paşa’nın yanında çalışıyormuş.N.Saraydan birini sordu,o da sorulan kimsenin kendisinin babası olduğunu söyledi.20 Mart çarşamba günü Bozüyük’ten ayrıldık.
DÖNÜŞ YOLU
16 Haziran günü Mutalat’tan (Muttalip) sabahın erken saatlerinde yola koyulup saat 2.30 da Bozüyük denilen bir köye geldik gelirken’de bu köy’de gecelemiştik.Burada bir dağ’da iki tane oyma kuyu varmış.Mutalat ile bu köy arası 8 mildir.Yolda cadde kenarında bir Türk mezarlığında beyaz mermere benzer bir taş (Eskişehir taşı) gördük bu taşın üzerinde aşağıdaki çok canlı figürler oyulmuştu.Yazı yoktu.(Resim 3)Bugünkü yolculuğumuzda’da bir deve katarı ile karşılaştık,devenin yükü yoktu,diğer bir hayvan katarı’da katırlar’dan oluşmuştu.Bu katırlara insanlar binmişler di,bunlar herhalde Ankara’ya mal götüren tüccarlar olsa gerek.Türkiye’de şöyle böyle tüccarlar basit,değeri az malları bir yerden alıp başka yere satarlar.Köyün dışındaki bir kuyunun yanında konakladık ve hayvanlarımızı yanındaki bir çeşme’de suladık.Bu köyde kuru ot,saman,et ve tavuk bulduk.Bütün yol boyunca her yerde ekmek mevcuttu,ancak şarap yoktu.3 mil uzakta bir dağın eteğinde bulunan Rum köyüne adam gönderildi fakat şarap bulmak mümkün olmadı.Türkler şaraba para vermiyorlar,onlara pahalı geliyor ve bu yüzden şarap içmiyorlar.Bahane olarak da dinlerinin yasakladığını ileri sürüyorlar.Halbu ki bu boşuna söylenen bir söz ,bedava bulurlarsa içiyor ve ölçüyü kaçırıp zil zurna sarhoş oluyorlar.
FERDİNAND’IN ELÇİSİ OGİER GHİSELİN DE BUSBECG ‘UN 1555 YILI BOZÜYÜK HAKKINDAKİ YAZISI
Bozüyük’te bir han’da konakladık.Han’ın karşısın da yüksek bir yerde bir kaya vardı.Kaya’yı oyarak iki sarnıç yapmışlar(Resim 1 ),dibinden açtıkları bir ark’la suyu yola kadar akıtmışlardı.Eskiden Halk bu sarnıçları kar’la doldurur,kar eriyince dipteki su kanalından aşağı doğru akıp yola gelirdi.Yolcular da bu buz gibi su ile susuzluklarını giderirlerdi.Herkesin faydalandığı bu gibi tesislere Türk’ler çok değer verirler.Bu tesisleri yapanların Allah indinde sevap işlediğine inanırlar.” Kaynaklar: Hans Dernschwam – İstanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlüğü Sayfa: 222-223-224-225-226-313 Ogier Ghiselin De Busbecg – Türkiye’yi Böyle Gördüm. Sayfa: 53
