1. Haberler
  2. Güncel Haberler
  3. ERHAN TOKA KÖŞE YAZISI

ERHAN TOKA KÖŞE YAZISI

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“NE GÜZEL CAHİLDİK!”

Ne güzel cahildik; Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı. Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç! Dışarıda kar… Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki. Kuzinenin üzerinde demir maşa… Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri. Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu… Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli. Ekmek her zaman ekmek gibi… Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyıM m kim bilir? Dışarıda kar, İçeride kanaat, İçeride huzur… Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı. Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç! Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk. Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu. Ardından patlayan mısır.. Yetmedi kaçamak yenirdi pekmeze bana bana… En büyük sefalarımızdan biri de salçalı ekmek yemekti.. Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar. Pembe Babaannem ile Halka Sado’nun yarı Türkçe, yarı Macırca sohbetlerini anlamak için can kulağıyla dinlerdik onları… Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası… Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi? Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı. Çay da kokardı, Domates de… Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu. En büyük lüksümüz ise büskivi arasına sıkıştırılmış lokum, adı da kıstırma.. Dışarıda kar, İçeride huzur… Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, Kimin umurunda ki? Ne güzel cahildik. Mutluluğun resmini çiziyorduk. Ramazan gecelerinde sahur vakti bakardık pencerelerden kim kalkmış, kim kalkmamış sahura diye… Zaman ilerleyip ışığı yanmayan komşumuza gönderirdi büyüklerimiz  uyandıralım diye… Radyoda başlayan piyesi dinleyip radyosu olmayan çocuklara 3 misket (Milye) karşılığında anlatırdık. Teksas, Tommiks, Zagor okurduk da, olan olmayanla değiş tokuş yapardı…Uçurtma yapardık da, ama uçurtmayı uçuracak ip bulamazdık bazen!..

Artis oynardık da en kıymetlisi Cüneyt Arkın idi…

Kış gecelerinde yerler buz tutsun diye karın üzerine su dökerdik, ama bizden sonra da büyüklerimiz kül dökerdi buzun üzerine…

Yazın gelincik çiçeklerinden şurup yapar, çatıya koyardık sıcaktan biran önce olsun diye…

Bazen Sinemaya gidecek paramız olmazdı, filmin ilk yarısını sinemanın dışından  hopörlerden dinler, hayal kurardık o sahneleri… Filmin yarısında da rahmetli Baba Necati yarı parasına sokardı içeri bizi… Sinemadan sonra da Mahallede anlatırdık filmi arkadaşlara…

Yerleri ıslatıp da çivi ile çizgi oyunu oynardık da bazen çivi bulamazdık, inşaatlardan yamuk çivileri toplayıp taşla düzeltirdik…

Bilye araba yapardık da, yaşlı nineler çok kızardı, çünkü yollar Arnavut kaldırımı idi ve çok ses çıkarırdı bilye arabası…

Mahalle’nin çocukları ile sabahları Salane’ye (Mezbaa) giderdik elimizde sepetle, rahmetli kasap Hamdi Masat sakadat koyardı sepetlerimize…

Okullar kapanınca her aile birer koyun alırdı da, sabahın erken saatlerinde çocuklarla buluşur, Rasathane’nin orda otlatırdık hep beraber…

Erkenden sepeti kolumuza alır, devedağında simitçi Ferit ustanın fırına gider, simitleri alır, satardık sokaklarda…

Yüzmeye de ya Hamsu deresine, yada güvenceye giderdik Mahallenin çocuklarıyla…

Bilkon Konserve fabrikasının şoförleri rahmetli Sabri Filoğlu, Hasan Toku ve jip Hasan Mahalle’ye gelir, çuvallarla Bamya, Taze Fasulye bırakır, hep beraber imece usulü ayıklardık Annelerimizle, komşularımızla…

Yazın Pazar günleri Karasu’dan her türlü sebze, meyve gelirdi at arabalarıyla, inek arabalarıyla da ama şimdiki gibi ilaçlı değidi, İsrail tohumu değildi hiç biri.. Göçüp giden insanlar gibi onlar da doğaldı, ter temizdi…

Haydar Aksu, Ali Hasra, Çiçko Sadık, Halil Avcı, Selim Avcı, Şarko İbrahim,Süleyman Avcı, Hasan İdacı daha kimler kimlerrrrrr… (Vefat edenlere rahmet olsun..)

Akşam  saat 7 oldu mu yüksek sesle Ajans dinlerdi büyükler de sonrasında Yurttan sesler korosu başlayınca Türkülere eşlik ederlerdi…

Uyku saati geldiğinde uyumamış isek, ya gece bekçilerinin düdüğünü duyunca yorganın altına girer, yada ” Yat çabuk Hafize ablanı çağırırım” diyerek korkutulurduk. Hafize ablamız  deyimi yerindeyse Mahallenin Kadırgalısı idi, bırakın küçük çocukları, akranları bile çekinirdi ondan.  İstasyon’daki tarihi Ankara Lokantası sahipleri Sabri ve Samet’in anneleri Hafize Özlü ablamız bu Mahallenin eli maşalısı…

Rahmetli Pazarko amcamız vardı ki, sıkı mı bahçesinden erik çalmak!!!

Şarko İbrahim’in çobanı vardı Hamdo, hepimiz korkardık ondan niyese?

Çingen Ahmet amcamız vardı sabahın köründe  bahçesinde çaydanlığı ile en büyük zevki kafesteki kekliğinin ötüşünü dinlemek idi. Eşi vardı Şaver teyze hepimizi çok severdi rahmetli.. Yağmur yağdığında B..lu dereye gider ( Şimdiki edebali tarafı) salyangoz toplardık da satardık Ahmet amcaya, verdiği para ile Belço bakkaldan bir külah bombom şekeri alır yerdik çocuklarla… Cahildik belki ama çok da mutluyduk…

Sevgili gençler, kıymetli çocuklar kıymetini bilin bazı şeylerin, zaman geri gelmiyor maalesef… HOŞÇAKALIN

 

ERHAN TOKA KÖŞE YAZISI
Yorum Yap
Giriş Yap

Gündem11 ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin
KAI ile Haber Hakkında Sohbet
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.