Bozüyük gerek coğrafi bakımdan gerekse iklim bakımından çok özel,çok güzel bir yer.İlçemizin her ne kadar karasal iklim özellikleri nedeniyle soğuk ve sert kış günleri olsa da karakteristik olarak orta Anadolu iklimine sahip yaz günlerimiz de kurak ve orta sıcak geçiyor.Ancak yaz günlerinin gece serinliği hiçbir iklime,hiçbir yere değişilmez.
Burada aslında bahsetmek istediğimiz husus havası suyu değil,kentleşme,şehirleşme ve yaşamsal yapı düzeni.Bozüyük’ün 100 yıldan fazla zamanki resimlerine baktığımızda küçük bir kasaba,bir cami ve ahşap,kerpiç az sayıda ev görüyoruz.Sokaklar ise o dönemki öküz arabalarına,kağnılara göre düzenlenmiş genişlikte ve evlerin yapılarına,bahçelerine göre kıvrımlar almış.Gelinen noktada özellikle Kasımpaşa Mahallesi,Çarşı Mahalle ve Tekke Mahalle’nin bir kısmında yüz yıl önceki sokakların darlığının ve kıvrımsal yapılarının hiç değişmediğini ancak günümüz koşullarını zorladığını rahatlıkla görebiliyoruz.
Ne demek istiyoruz?
Diyeceğimiz o ki; her şey çok daha güzel olabilirdi.Bozüyük Belediyesi geçen yüz yıllık süreçte daha güzel sokak ve caddelerin olduğu ileri görüşlü,ileriye yönelik şehir imar planları yapabilirdi.100 yıllık süreçte gelişen Bozüyük’ün bu tarihten itibaren önümüzdeki 50 yılı bile kurtarılabilirdi.
Peki neden yapılmadı yada yapılamadı?
Küçük kasabaların en büyük handikaplarından biri çoğu kişinin birbirini yakinen tanıması ve hatır çiğnememeye özen gösterilmesidir.Bu olgu siyasete de son derece yansır ve yerel yönetimlere gelen siyasetçiler bir daha ki seçimde hep oy kaygısı yaşadıklarından onun bunun bahçesi ile,birilerinin evi ile kamusal alanları genişletmek için oynamazlar.Bunun ilçemizdeki en güzel ve en çarpıcı örneğini Yeni Mahalle’deki Nurettin Sayar Caddesi’nde görmek mümkündür.
Oysa ki Avrupa’nın modern kentlerinde öyle mi?
Milletin refahı için,halkın rahat yaşaması için kimsenin gözünün yaşına bakılmaz;gerekirse düzgün bir kentleşme için tüm evler yıkılır ve yeniden düzenlenir.Aslında böyle bir şeye de hiç gerek yok zira Avrupa Devletlerinin en gelişmemişlerinin bile yüzyıllar önce nasıl güzel imar planlaması yaptıklarını görebiliyoruz.
Konumuza dönecek olursak; Bozüyük zaten topoğrafik olarak dar uzun bir çanak alanda olduğu için yapılaşması çok düzlük bir alanda olmayıp genel olarak eğimli ve hafif tepe sayılabilecek alanlardadır.Buna örnek olarak Yeni Mahalle’nin üst kısımları,Tekke Mahalle’nin neredeyse tamamı,Yediler Mahallesi’nin tamamı,Fabrika Mahalle ve Yenidoğan’ın bir kısmını gösterebiliriz.Ancak her ne olursa olsun geçen 50 yıl içinde düzensiz ve plansız yapılaşmanın örneklerini ilçemizde birçok yerde görebiliyoruz.Müstesna yerler de var elbette.Örneğin Yeşilkent,örneğin 4 Eylül Mahallesi,örneğin Yenidoğan Mahallesi Toki Bölgesi,örneğin Kasımpaşa Mahallesi Otogar ve Kanal Boyu Bölgesi.
Buralarda çarpık yapılaşmanın etkilerini görmek çok az.Zira son 30 yılda yapılan konutlar semtlerine göre bir örnek ve aynı irtifada.Bu da şehirleşmede belirli bir düzen demek.Gerçi eski çarpık çurpuk yapılar yıkıldıkça yerine yapılan yeni ve modern binalarla görünüm eskisinden daha güzel olacak.Bozüyük’ün kent merkezine bakıldığında bir 4 Eylül gibi, bir Yeşilkent gibi düzen,nizam ve görsellik görmek mümkün değil elbette. Elden ne gelir ki gerek merkezin coğrafi özellikleri,gerek bu bölgenin çok kadim bir yerleşke olması ve o eski zamanlardaki yolların şeklinin bozulmaması,şehir içine geçen 100 yılda siyasi kaygılar gerekçesi ile güzel imar planları yapılamaması günümüzün dar sokakları ile,otopark sorunu ile ve hava sirkilasyonunun az olması ile bizleri karşılaştırıyor.
Peki ne yapmalı ?
Şehir içinde merkezde artık yapacak bir şey pek fazla yok.Böyle gelmiş böyle gider düsturu uygulanmaya devam edecek elbette.Ancak önümüzdeki 50 yılda Bozüyük’ün potansiyel genişleme alanları olan Tokiler Bölgesi,Manişar Bölgesi,Saraycık Bölgesi’nde şimdiden geniş sokak ve caddeleri olan,geniş yeşil alanları ve parkları olan,sosyal tesisler ve spor tesisleri için geniş ve önemli noktalarda alanlar bırakılmış planlar yapılmalı ve gelecek kuşakların yaşayacağı modern bir şehir büyümesi planlanmalıdır.
Bu da çocuklarımıza,torunlarımıza bırakacağımız en büyük yaşamsal mirasların başında gelmelidir.
Levent Sünal – Gündem11 Gazetesi



